Sıradaki konu
İstanbul'un Fethi (1453)
İstanbul, 29 Mayıs 1453'te II. Mehmed (Fatih) tarafından fethedildi; kuşatma 6 Nisan'dan beri 53 gün sürmüştü.
Osmanlı Yükselme Dönemi · 1453 – 1595

Tımar Sisteminin Bozulması ve İltizamın Yaygınlaşması
Düşünün: bir asker vergiyi topluyor, ama tarla onun değil. Köylü o tarlayı sürüyor, ama tarla onun da değil. Peki tarla kimin? Cevap: devletin. Osmanlı ve Selçuklu toprak düzenini anlamanın anahtarı bu sorudadır.
Üç sistemi birbirinden ayırmak için her seferinde aynı üç soruyu sorun:
Bu sorular o kadar işe yarar ki, sınav sorularının çoğunu tek başına çözer. Ek olarak şunu bilmek gerekir: mîrî arazi, mülkiyeti devlete ait olan topraktır. Köylü onu işler ve vergi öder; devlet geliri kime isterse verir. Sınavda “mîrî” kelimesini görünce hemen “mülkiyet devlette” diye düşünün.
İkta, bir bölgenin gelirinin devlet tarafından kişilere verilmesidir. Geliri alan kişiye mukta denir. Büyük Selçuklularda ikta, esas olarak askerî amaçlıydı: Mukta, gelirle asker besler ve sefere katılırdı.
Uygulama 1073’te Melikşah döneminde başladı, yaklaşık 1087’de ülke geneline yayıldı. Veziri Nizamülmülk sistemi düzene soktu. Kendisi iktayı icat etmedi; daha önce Büveyhîler’de uygulanan yöntemi geliştirdi.
Kurallar sıkıydı:
Zamanla merkezî otorite zayıfladı ve bazı iktalar fiilen babadan oğula geçmeye başladı. Merkez, kontrolü elden kaçırmamak için sonraki sistemlerde defter ve denetimi sıkılaştırdı.
Tımar, Osmanlı’nın ikta geleneğini geliştirerek daha düzenli hâle getirdiği sistemdir. Genel adı dirliktir (“geçim” demektir). Devlet, mîrî arazinin vergi gelirini bir sipahiye ayırır. Sipahi, atlı askerdir. Karşılığında sefere gider ve gelirine göre cebelü denilen silahlı atlı asker besler.
Dirlikler gelirlerine göre üçe ayrılır:
| Sınıf | Kime verilir | Yıllık gelir |
|---|---|---|
| Has | Padişah, vezirler, beylerbeyleri, sancak beyleri | 100.000 akçeden fazla |
| Zeamet | Zaim (bey ve subaşı düzeyindeki yöneticiler) | 20.000-100.000 akçe |
| Tımar | Sipahi | 20.000 akçeye kadar (en küçükleri birkaç bin akçe) |
Dikkat: bunlar toprak büyüklüğü değil, gelir sınıfıdır. Tımar kelimesi hem genel sistemi hem de en küçük sınıfı anlatır. Soruda hangisinin kastedildiğine bağlam karar verir.
Devlet kayıtlarını tahrir defterlerinde tutardı. Sayımla köylerin nüfusu ve geliri yazılırdı. Bu sayede devlet, hangi sipahinin nereden ne kadar gelir aldığını bilirdi.
Bir de benzer isimli ama farklı bir kurum var: kapıkulu sipahileri. Onlar merkez ordusuna bağlı süvaridir ve maaş (ulûfe) alır. Tımarlı sipahi ise gelirle geçinir.
Sistemin en büyük avantajı şuydu: Devlet nakit para harcamadan koca bir ordu besliyordu. 1527-1528 bütçesinde devlet gelirinin yaklaşık yüzde 37’si dirliklere (has, zeamet ve tımar) ayrılmıştı.
Altın çağ sonsuza dek sürmedi. 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılda tımar düzeni sarsıldı. Başlıca nedenler:
II. Mahmud, 1831’de tımar sistemini resmen kaldırdı. Tasfiye 1827’de başlamıştı: binlerce tımarlı sipahi, tımar geliriyle birlikte yeni ordunun (Asakir-i Mansure) süvarisine dönüştürüldü. MEB programında kaldırılış tarihi 1831 olarak geçer. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonra yeni ordu kuruluyordu; atlı sipahiye gerek kalmamıştı.
İltizam, devlete ait vergi gelirini toplama hakkının, yıllık belirli bir bedel karşılığında bir kişiye verilmesidir. Bu kişiye mültezim denir. İltizama konu olan gelir birimine mukataa denir. Yani mültezim kişidir, mukataa gelir kaynağıdır, iltizam yöntemdir.
Devlet için iltizam çok işe yaradı. Nakit para elinde hazır oluyordu. İhale çoğu zaman açık artırmayla yapılırdı. Mültezim, devlete ödediği bedelin üstünde toplarsa kâr eder, altında kalırsa zarar ederdi. Bu yüzden çoğu zaman köylüye fazla yüklendi.
Devletin maaşlı memur eliyle vergi topladığı yöntemin adı ise emanettir. İltizam ile emaneti karıştırmayın.
İltizamın yayılması tımarın bozulmasıyla paraleldir. Ama “tımar bitti, iltizam başladı” diye düşünmek yanlıştır. İltizam 15. yüzyılda da vardı; 16. yüzyıl başından itibaren yaygınlaştı ve yıllarca tımarla birlikte yürüdü.
Mültezimlerin gücü zamanla toplumsal sonuç da doğurdu. Taşrada para ve toprak çevresinde güçlenen ayanlar çoğu zaman bu işleri yürüttü. Böylece merkezle taşra arasındaki denge, 18. yüzyılda taşra lehine kaydı. Bu gelişme, II. Mahmud’un ayanlarla yaptığı Sened-i İttifak’a (1808) giden yolu hazırladı.
Mâlikâne, 1695’te başlayan özel bir iltizam türüdür. Mukataadan ömür boyu yararlanma hakkı verilir. Mültezim önce büyük bir peşin ödeme (muaccele) yapar, sonra her yıl küçük bir bedel öder. Hak sahibi ölünce mukataa yeniden açık artırmaya çıkar. Hak sahibinin oğlu en yüksek teklifi kabul ederse ona öncelik verilirdi.
Devlet böylece iki şey istiyordu: hazineye hemen para girsin ve mültezim tarlaya ömür boyu bakacağı için köylüyü sömürmesin. Ama sonuç beklendiği gibi olmadı; mâlikâne sahipleri zamanla güçlenip aracılar kullandı. Sistem Tanzimat Dönemi’nde kaldırıldı. Ömür boyu hak, toprağın mülkiyeti demek değildir. Mülkiyet devlette kalır.
Mâlikâne ile bağlantılı bir ayrıntı: Devlet 1775’te esham uygulamasını başlattı; bu, devlet gelirlerinin ömür boyu kullanım karşılığı hisselere bölünüp satılmasıdır. Esham, mâlikâne mantığının bir adım ötesidir.
| Özellik | İkta | Tımar | İltizam | Mâlikâne |
|---|---|---|---|---|
| Dönem | Büyük Selçuklu | Osmanlı (klasik dönem) | Osmanlı (özellikle 17. yy ve sonrası) | 1695 ve sonrası |
| Mülkiyet | Devlette | Devlette | Devlette | Devlette |
| Gelir hakkı | Mukta | Sipahi | Mültezim | Hak sahibi |
| Karşılık | Asker besleme, sefere katılma | Sefere katılma, cebelü besleme | Yıllık bedel ödeme | Peşin ödeme + yıllık bedel |
| Süre | Sınırlı (zamanla fiilen miras) | Miras değil | Kısa süreli | Ömür boyu |
| Devlete yararı | Nakit harcamadan ordu | Nakit harcamadan ordu | Hazır nakit | Hazır nakit |
Bu tabloyu bir cümleyle özetleyelim: İkta ve tımarda gelir karşılığında askerî hizmet, iltizamda ve mâlikânede gelir karşılığında bedel vardır.
Melikşah döneminde askerî ikta uygulanmaya başlandı.
Askerî ikta ülke geneline yayıldı.
Gelirin yaklaşık yüzde 37'si dirliklere (has, zeamet, tımar) ayrıldı.
Mukataadan ömür boyu yararlanma düzeni başladı.
Devlet gelirleri hisselere bölünerek satıldı.
II. Mahmud tımar sistemini kaldırdı.
İltizamın kaldırılması hedeflendi; 1842'de yeniden uygulandı.
| Tarih | Olay |
|---|---|
| 1073 | Melikşah döneminde askerî ikta uygulanmaya başladı. |
| 1087 | Askerî ikta ülke geneline yayıldı. |
| 17. yüzyıl | Tımarlar bozuldu, iltizam yaygınlaştı. |
| 1695 | Mâlikâne uygulaması başladı. |
| 1831 | II. Mahmud tımar sistemini kaldırdı. |
| 1839 | Tanzimat Fermanı iltizamın kaldırılmasını hedefledi; 1842'de yeniden uygulandı. |
Klasik kalıp: bir tanım verip hangi sisteme ait olduğunu sorar. 'Karşılığında asker besleme', 'ömür boyu yararlanma', 'açık artırma' gibi ipuçlarını ezberleyin. İkta ile tımarı karıştırmak en yaygın hatadır.
Öncüllü sorularda ikta, tımar ve iltizamın ortak ve farklı yönleri istenir. Tımarın bozulması ve iltizamın yaygınlaşması neden-sonuç ilişkisiyle birlikte sorulur.
Tek ipuçlu sorular gelir: 'devlet geliri askere verir ve asker besletir' ifadesi ikta ve tımarı, 'mültezim' ise iltizamı gösterir.
Şıkkı işaretle, açıklamayı hemen gör. Tam test: 10 soru.
0 / 5 cevaplandı
İkta Büyük Selçuklu uygulamasıdır; tımar ise Osmanlı'dadır. Tımar sistemi daha düzenlidir: tahrir defterlerine kayıtlıdır, gelir sınıfları ve cebelü yükümlülüğü belirlenmiştir.
Devlete belirli bir bedel ödeyerek bir verginin toplama hakkını satın alan kişiye mültezim denir.
1695'te başlayan, mukataanın ömür boyu devredildiği özel bir iltizam türüdür. Mültezim peşin ödeme yapar ve yıllık bedeli öder.
Hayır. Mîrî arazide mülkiyet devlette kalır. Sipahi yalnızca gelirden yararlanır.
Hata bildirmek için: iletişim. Düzeltmeler sayfanın güncelleme tarihine yansır.